Çocuklarda Özgüven: Övgüyle Değil, Yaparak Birikir
Özgüven sözle verilebilen bir şey olsaydı, bu kadar çok övülen bir kuşakta bu kadar sık aranmazdı.
Özgüven nedir, ne değildir?
Özgüven, "ben her şeyi yaparım" duygusu değildir; o çoğu zaman kaygının ters yüz edilmiş hâlidir. Özgüven daha sessiz bir şeydir: "Bunu daha önce yapmadım, ama denesem öğrenebilirim." Sınıfın en sessiz çocuğu sağlam bir özgüven taşıyabilir; en gürültülüsü her an onay arıyor olabilir. Dışarıdan bakarak anlaşılmaz; zorlukla karşılaşınca ortaya çıkar.
"Harikasın" tuzağı
Bugünün ebeveyni övgüde cimri değil, tam tersine cömert. Ama özgüven övgüyle şişirilen bir balon değildir. Çocuklar sahte ve otomatik övgüyü şaşırtıcı bir hassasiyetle ayırt eder; her çizdiği resme "muhteşem" denen çocuk, bir süre sonra bu kelimenin bilgi taşımadığını öğrenir. İki bedeli vardır: sözünüzün değeri düşer ve "harika çocuk" etiketi yüke dönüşür — harika kalmanın en garantili yolu, hata yapma ihtimali olan hiçbir şeyi denememektir. İşe yarayan övgü üçlü bir süzgeçten geçer: gerçektir, somuttur, çabaya bakar. "Süpersin" yerine: "Dün çalamadığın parçayı bugün çaldın."
Yapamadan öğrenilmez
Özgüvenin asıl hammaddesi sözler değil, birikmiş "yapabildim" anılarıdır. Bu yüzden çocuğun yerine yapılan her iş — iyi niyetle de yapılsa — o birikimden bir tuğla eksiltir.
Muayenede bazen tek bir soru, uzun anlatımlardan fazlasını söyler: "Ayakkabılarını kim bağlıyor?" Özgüven sorunuyla getirilen çocukların hikâyesinde bu ayrıntı şaşırtıcı bir düzenlilikle karşımıza çıkar: ya hâlâ anne baba bağlıyordur, ya bağcıksız ayakkabıya geçilmiştir, ya da çocuk onlu yaşlara doğru ancak öğrenmiştir. Ayakkabı bağı önemsiz görünür; oysa beş dakika bekleyemeyen bir sabrın, her sabah tekrarlanan "sen yapamazsın, ben yapayım"ın günlük kaydıdır.
Aynı şey evin her köşesinde vardır: çantayı onun hazırlaması, defteri unuttuğunda sonucuyla kendisinin karşılaşması, misafire suyu onun ikram etmesi. Yaşına uygun zorluk, artı gerektiğinde ulaşabileceği bir yetişkin — özgüvenin büyüdüğü aralık burasıdır. Çocuğu her düşme ihtimalinden korumak, ona "sen bunu kaldıramazsın" demenin sessiz hâlidir.
Kıyasın bedeli
"Kardeşin yapıyor ama." "Sınıfta herkes geçmiş." Kıyas hangi niyetle yapılırsa yapılsın, çocuğun kulağına tek cümle olarak ulaşır: "Olduğun hâlinle yetmiyorsun." Üstelik işe de yaramaz; kıyaslanan çocuk hırslanmaz, ya küser ya gizler. Kıyas yapılacaksa tek meşru adres vardır: çocuğun dünkü hâli.
Hata anında ne yaptığınız
Başarısızlık anındaki tepkiniz, söylediğiniz bütün övgülerden kalıcı iz bırakır. Dökülen süte verilen bir "yine mi!", yüz "aferin"i siler. Hatayı olay yapmadan, "ne oldu, ne öğrendik, ne deneyeceğiz" düzleminde konuşmak; bir de kendi hatalarınızla nasıl konuştuğunuza dikkat etmek gerekir. Yemeği tuzlu yaptığınızda "ben beceriksizim" mi diyorsunuz, "tuzu kaçırmışım, yarın düzeltirim" mi? Çocuk, hatayla konuşmayı sizden kopyalar.
Bazen mesele özgüven değildir
"Çocuğumun özgüveni yok" diye gelen ailelerin bir kısmında mesele başka çıkar. Sürekli "yapamam, ben aptalım" diyen, denemeden vazgeçen, okuldan ve arkadaşlarından uzaklaşan bir çocukta düşük özgüven çoğu zaman sebep değil, sonuçtur. Altında kaygı olabilir, depresyon olabilir, fark edilmemiş bir öğrenme güçlüğü ya da akran zorbalığı olabilir. Ayrım şurada: gelip geçici "yapamıyorum" günleri her çocukta olur; haftalarca süren, oyuna ve arkadaşlığa da bulaşan bir geri çekilme başka bir şeydir. Böyle bir tabloda yalnız "özgüven kazandırmaya" çalışmak, altta yatanı görmezden gelmek olur; önce neyin olup bittiğine bakmak gerekir.
İlgili Yazılar
- Çocuklarda Kaygı Bozuklukları: Belirtiler ve Tedavi Yöntemleri
- Çocuk ve Ergenlerde Depresyon: Ebeveynler Ne Yapabilir?
- Akran Zorbalığı: Nasıl Fark Edilir, Ne Yapılır
Tanışmak ve sorularınızı konuşmak için bize ulaşabilirsiniz.
Randevu ve İletişim